Şehzadeler şehri : Amasya

amasya

Dünyanın bütün güzel şehirleri gibi Amasya’nın da tam ortasından bir büyük nehir geçiyor: Yeşilırmak… Amasya, ortasından nehir geçen diğer şehirler kadar büyük değil belki. Ve belki Paris, Londra, Kahire ya da ortasından deniz geçen İstanbul gibi bir başkent değil. Ancak yüzlerce yıl boyunca dünyanın kaderini belirleyen bir şehrin; İstanbul’un başına baş olacak padişahlar yetiştirmiş bir kent. Bir gizli başkent… şehzadeler şehri- Amasya, bir bakıma padişahlar şehri de aynı zamanda…

Şehzade Bayezid (Yıldırım Bayezid), Şehzade Çelebi Mehmet (I. Mehmet), Şehzade Murad (II. Murad), Şehzade Ahmet Çelebi, Şehzade Mehmed (Fatih Sultan Mehmet), Şehzade Alaeddin, Şehzade Bayezid (II. Bayezid), Şehzade Ahmed, Şehzade Murad, Şehzade Mustafa, Şehzade Bayezid, Şehzade Murad (III Murad) bu şehirde valilik yapmış ve bunların altısı Amasya’daki valilik dönemlerinin ardından padişah olmuş.

Tarihi M.Ö. 3000’li yıllara uzanan, şehre damgasını vuran medeniyet Osmanlı olsa da; hala Hitit, Kimmer, İskit, Med, Pers, Pontus, Roma, Bizans ve Selçuklu’lardan kalma izler canlılığını koruyor.

Yalıboyu ve tarihi Amasya evleri

Gezilip görülecek, keşfedilecek çok yer var Amasya’da. Belki gezmeye Yalıboyu’ndan başlamak en iyisi. Tarihi Amasya evlerinin bolca yer aldığı Yalıboyu, Boğaziçi’nin mütevazi bir örneği sanki. Yeşilırmak kenarında, tarihi surlar üzerine bina edilmiş bu evlerin karakteristik özelliği; çoğunlukla ahşap çatılar arasına kerpiç dolgu suretiyle inşa edilmiş olmaları. Kırma ya da beşik çatılarının üzeri oluklu kiremitlerle bezeli. Oluklu kiremitler… Eski zamanlardan kızıl renkli hatıralar. Evler genellikle, bodrum üzerinde tek ya da iki kat olarak düzenlenmiş. Ancak tarihi Amasya evlerine, sadece Yalıboyu’nda değil, şehrin başka bölgelerinde rastlamak da mümkün.

Tarihi Amasya evleri, genellikle avlulu ya da bahçeli. Özellikle haremlik-selamlık olarak düzenlenmiş yapılarda avlu ortada kalıyor. Gizledikleri onca şey arasında, sergiledikleri dışa kapalı görünümleriyle, mahremiyete önem veren bir kültürün ürünü olduklarını dışavurmaktan çekinmiyorlar. Bu dışa kapalılık, bazen de kendini; yüksek bahçe duvarları şeklinde ortaya koyabiliyor. Örneklerine başka yerlerde de sık rastladığımız; hatta geleneksel Türk evlerinin vazgeçilmezlerinden biri olan cumbalar, Amasya evlerinde de sıkça kullanılan bir uygulama. Cumba ve taşıntılar, bu evlere daha geniş bir alan kazandırdığı gibi daha fazla pencereye de olanak sağlıyor. İstisnaları olsa da, pencereler daha çok üçlü gruplar halinde. O pek aşina olduğumuz iffet ve mahremiyet tavrı da kendini en çok pencerelerde gösteriyor. Pencerelerin dışındaki, dışarıdan içerisinin görülmesini engelleyen ahşap kafeslikler, bir Osmanlı tazesinin, zerafetini değil ama güzelliğini gizleyen peçeler gibi.

Eğer kendinizi bir şekilde içeri davet ettirmeyi başarabilirseniz, Amasya evlerinde günlük yaşamın sofa etrafına dizilmiş odalar çerçevesinde akıp gittiğini göreceksiniz. Ocak, şerbetlik, yüklük (gömme dolap), raf ve sedir bu odaların çoğunun sahip olduğu işlevsel birimler. Birkaç istisna hariç, evlerin çoğunda bağımsız “gusülhane”ler olmadığı için yeterince büyük ve geniş olan yüklüklerin gusülhane (banyo) olarak değerlendirildiğini de görmek mümkün. Odalar içerisinde yer alan bütün bu birimler günlük yaşamın ayrılmaz birer parçası ve çoğumuzun çoktan unuttuğu ya da hiç bilmediği, unutulmuş bir yaşam tarzının ipuçlarını ele veriyor.

Ama bu evlerde hayat odalardan ibaret değil. Bahçe ve avlular da bu hayattan kesitler sunuyor meraklısına. Bahçelerdeki su kuyuları ve ocaklar hatta bazen ekmek fırınları, Amasya evlerinde gerek iç gerek dış mekânlarda yer alan bütün birimlerin birbiriyle bağlantılı, uyumlu ve tamamlayıcı olduğunu hatırlatıyor insana. Tıpkı hayatın kendisinde de olduğu gibi…

Amasya Kalesi’ne tırmanış

Amasya Kalesi, Amasya il merkezinin kuzeyini kaplayan Harşena Dağı üzerinde. Harşena Kalesi diye de biliniyor. Kaleye tırmanmak biraz yorucu doğrusu. Denizden 700, Yeşilırmak’tan 300 mt. yükseklikteki bir kaya kütlesinin üzerine kurulmuş çünkü. Aslında kaleye çıkmak için İhsaniye Mahallesi’ndeki yol da kullanılabilir. Hatta kale kapısına kadar özel araçla gitmek de mümkün. Ama şehrin ve keşfin tadına varmak, adım adım tarihi hissetmek isteyenler için bu yorucu tırmanışa değer. Kalenin içindeki kral mezarlarını görüp, Cilanbolu kuyusuna taş atmak… Kuş bakışı Amasya: Yeşilırmak’a uzanan cumbalar, köprüler, kenti saran sarp kayalıklara oyulmuş mezarlar ve kente yayılmış asırlık çınarların buradan seyri bambaşka bir keyif.

Kral Kaya mezarları

Kral Kaya Mezarları’nın en büyüğü, galeri ve merdivenlerle çıkılan, batı yönündeki en son mezar. Bu mağaranın yüksekliği 15, genişliği 8, derinliği ise 6 mt civarında. Mezar odasının girişi, diğer mezarlardaki kapılardan daha yüksek. “Büyük Kral Mezarı” olarak da adlandırılan mağara, cephe itibariyle pek çok tahribata uğramış. Kızlarsarayı üzerinde, birbirine çok yakın oyulmuş üç mezar daha var. Bu yakın oyulmadan dolayı, ortada kalan mezarın yan bölümleri tahrip olmuş. Bilinçli yapılmış hissi uyandırıyor sanki… Hatta her ne kadar gömülü olduğunu bilsek de; en solda yer alan mezar, ortadaki mezar sahibini gölgede bırakmak amacıyla, dikkat çekici biçimde ön plana çıkarılmış gibi.

Kızlarsarayı’nın alt kısmında ve demiryolu tünelinin hemen üzerinde bulunan mezar da, diğerleri gibi ana blok kaya oyularak yapılmış. Ama onlardan farklı olarak, etrafı oyulmamış. Ayrıca, mezar odasına çıkmayı kolaylaştıracak taş merdivenler de yapılmamış. Mağaraların bütününde görülen; kapaksız, 2-3 metre arasında değişen yükseklikte, kapıya benzeyen girişler, bu beş mağaranın da ortak özelliği.

Ölümün ışıklandırılması…

Geceleri ışıklandırılan Kral Kaya mezarlarının görünümü; şehre gizemli, şiirsel bir hava veriyor. Altta; hayatın temsili evler, üstte; ölümün temsili mezarlar… Bir kez daha ölümün, hayatın üstündeki tek değişmez olduğu gerçeği… Ama bu sefer kasfetli değil, ışıl ışıl ve ihtişamlı… Bu ışıl ışıl hayat ve ölüm tasviri; bir yandan insana Yalıboyu panaromasıyla birlikte harikulade bir göz zevki yaşatırken, bir yandan da tüm şehre hakim bu mezarların içlerinde kralların yattığını bilenlere, mezarları ne kadar ihtişamlı olursa olsun; ölümün aslında ne kadar da mütevazi ve basit bir gerçek olduğunu anlatıyor. Yeterince iyi göremeyenler için bir güzel ışıklandırılarak. Ve belki Osmanlı kentlerinde kabristanların hep şehre hakim tepelere kurulmasının ardındaki gerçek de bu…

II. Bayezid Külliyesi

Şehzadeler şehri Amasya’da, Osmanlı eserleri içerisinde gidildiğinde görülmeden dönülmemesi gereken eserlerin başında II Bayezid külliyesi geliyor. Külliyenin ilginç de bir hikayesi var: Sultan II Bayezid, Amasya valiliği sırasında hat hocası ve dostu Şeyh Hamdullah Efendi ile Meşk Kayası’nda sohbet ederken “Bir gün tahta geçersem Amasya’ya cami yaptırmayı arzu ediyorum.” der ve Şeyh Hamdullah’a, şehrin neresine bir cami yaptırmanın daha doğru olacağını sorar. Şeyh Hamdullah yayını gerip bırakır ve: “Okumun düştüğü yer daha uygundur” der. II. Bayezid 1481’de tahta geçer ve bir yıl sonra da Şeyh Hamdullah’a verdiği sözü yerine getirmek amacıyla bu külliyeyi yaptırır.

1482-1486 yılları arasında inşa edilen külliye; cami, medrese, imaret, türbe, şadırvan ve çeşmeden oluşan bir kompleks olarak yapılmış. Yan mekânlı camii mimarisinin gelişmiş bir örneği sayılabilir. Yapının kuzeyinde; altı adet sütunun taşıdığı kemerler üzerine beş kubbeli son cemaat yeri ve içeride ise mihrap ekseni üzerinde, büyük ve geniş bir kemer açıklığı ile birbirine bağlanmış, arka arkaya iki kubbeyle örtülü, dikdörtgen bir mekân ve buraya açılan üçer kubbeli yan mekânlar mevcut. Mihrap ve minberi oldukça sade olmakla birlikte; beyaz mermerden, büyük bir özenle yapıldığı belli olan söz konusu öğeler, tüm yalınlıklarına karşın gönül ve göz okşamaktan hiç de uzak değiller. Zaten genel olarak; ihtişamlı taç kapısı, kitabesi, silmeleri, statikleri ile zarif ve özenli bir yapı. Ayrıca ahşap pencere kanatları, 15. y.y. ahşap kündekari tekniğinin en güzel örnekleri arasında sayılabilir.

Benzer konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir